Montrö Boğazlar Sözleşmesi'nin 90. Yılı Kutlu Olsun

<div> <p align="center"> <span style="color:#b22222;"><strong>Mavi Vatan&#39;ın İlk Atılan Kurşunu</strong></span></p> </div> <p align="center"> <em>Montr&ouml; Boğazlar S&ouml;zleşmesi&#39;nin 90. Kutlu Yılı</em></p> <p> Bir millet d&uuml;ş&uuml;n&uuml;n ki, k&uuml;llerinden doğmuş, d&uuml;şmanı denize d&ouml;km&uuml;ş, ama m&uuml;cadelesini orada bitirmemiştir. Silahla kazanılan her karış toprağın, şimdi kalemle, hukukla, akılla ve inatla masada da savunulması gerektiğini bilen bir millet... İşte bu satırlar, o milletin, kendi sularında, kendi kaderine sahip &ccedil;ıkma destanının bir b&ouml;l&uuml;m&uuml;d&uuml;r.</p> <p> Adını aldığı şanlı m&uuml;cadeleye sahne olan, ulusumuzun var oluşunu yeniden sarsılmaz, ger&ccedil;ek&ccedil;i ve kesin temellere oturtan Kurtuluş Savaşımızın zaferiyle, milletimize masada da bir m&uuml;cadele şansı tanınmıştır. D&ouml;k&uuml;len her damla terin, verilen her canın, her &ccedil;abanın; geri alınamaz, değiştirilemez ve yenilenemez bir s&ouml;zleşmeye d&ouml;n&uuml;şmesi, ilelebet s&uuml;recek bir zaferin resm&icirc; tacı olarak, ulularımız tarafından Lozan&#39;da ger&ccedil;ekleştirilmiştir. Ne var ki zafer, o g&uuml;n i&ccedil;in hen&uuml;z tam değildi. Yaşadığımız toprakların en stratejik noktası, en kıymetli m&uuml;cevheri olan Boğazlarımız &uuml;zerine ilk s&ouml;z orada s&ouml;ylenmiş, fakat bu ilk s&ouml;zde, ne yazık ki bir silahsızlandırma kararı &ccedil;ıkmıştır. Vatanın kalbinde, yabancı g&ouml;zler n&ouml;bet tutmaya başlamıştır.</p> <p> Eş zamanlı olarak kurulan &quot;Boğazlar Komisyonu&quot; ile, egemenliğimizin adının anıldığı, fakat hen&uuml;z tam olarak teslim alınamadığı, sabrın ve bekleyişin devam ettiği bir d&ouml;nem başlamıştır. Ancak bilinmelidir ki, bu millet i&ccedil;in &quot;bekleyiş&quot;, asla &quot;vazge&ccedil;iş&quot; anlamına gelmemiştir.</p> <p> Boğazlar&#39;ın egemenliği meselesini yalnızca tek bir coğrafi b&ouml;lgenin dar sınırları i&ccedil;inde g&ouml;rmek, bu davanın b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;ne yapılmış bir haksızlık olur. Bu mesele, bug&uuml;n g&ouml;nl&uuml;m&uuml;zde ve aklımızda taşıdığımız, milli davamız kabul ettiğimiz <strong>Mavi Vatan</strong>&#39;ın ayrılmaz, kopmaz bir par&ccedil;asıdır. Bug&uuml;n haklı gerek&ccedil;elerle &ouml;n&uuml;m&uuml;ze koyduğumuz Mavi Vatan &uuml;lk&uuml;s&uuml;n&uuml;n en değerli m&uuml;cevheri olan Boğazlarımız, o g&uuml;nlerde hen&uuml;z yalnızca Lozan S&ouml;zleşmesi ile silahsızlandırılmış ve &ccedil;ok uluslu bir komisyonun insafına bırakılmış durumdaydı; daha kesin, daha keskin, daha tartışılmaz adımların atılması şarttı &mdash; ve millet, bu adımları atmaya azimliydi.</p> <p> İşte tam bu bekleyişin ortasında, kader bir kez daha bu gen&ccedil; Cumhuriyeti sınadı. <strong>2 Ağustos 1926</strong> gecesi, Midilli a&ccedil;ıklarında, kendi &ouml;z sularımızda, Ege&#39;nin karanlık dalgaları arasında, tarihe <strong>Bozkurt-Lotus Davası</strong> olarak ge&ccedil;ecek olan acı ve vahim bir hadise yaşandı. Bir gemi battı, sekiz evladımız şehit d&uuml;şt&uuml;. Ama bu acı, milletin onurunu diri tutan bir kıvılcıma d&ouml;n&uuml;şt&uuml;. T&uuml;rk sularında, T&uuml;rk evlatlarının canına mal olan bu hadisenin yargısının kendi topraklarımızda, kendi mahkemelerimizde g&ouml;r&uuml;lmesi, dimdik ve teredd&uuml;ts&uuml;z</p> <p> &nbsp;</p> <p> talep edildi. Mesele, Uluslararası Daimi Adalet Divanı&#39;nın &ouml;n&uuml;ne taşındı; ve gen&ccedil; Cumhuriyetin davasını savunmak i&ccedil;in ortaya, sonradan bizzat &quot;Bozkurt&quot; soyadını taşıyacak olan Adalet Bakanımız Mahmut Esat Bey &ccedil;ıktı. Onun ağzından d&ouml;k&uuml;len şu s&ouml;zler, bu milletin o g&uuml;nk&uuml; ruhunu, bug&uuml;n de bize miras kalan o &ccedil;elik iradeyi &ouml;zetler:</p> <p align="center" style="margin-left:36.0pt;"> <span style="color:#ff0000;"><em>&quot;M&uuml;saade ederseniz davamızı ben m&uuml;dafaa edeyim. Kaybedersem memlekete bir daha d&ouml;nmem. Fakat kazanacağız.&quot;</em></span></p> <p> Ve kazandık. Divan&#39;ın <strong>6&#39;ya 6 eşit b&ouml;l&uuml;nen</strong> oylaması, ancak <strong>Divan Başkanı&#39;nın kullandığı belirleyici oyla</strong> lehimize sonu&ccedil;landı &mdash; bu, tesad&uuml;f&uuml;n değil, hakkın, haklılığın ve inancın kazandığı bir zaferdir. İlk b&uuml;y&uuml;k uluslararası hukuk zaferimizle, kapit&uuml;lasyoncu zihniyete karşı, koskoca bir Avrupa devletinin karşısında hukuki eşitliğimiz ve haklılığımız t&uuml;m d&uuml;nyaya, en y&uuml;ksek yargı k&uuml;rs&uuml;s&uuml;nden ilan edilmiş; bu onurlu direniş tarihe <strong>&quot;Lotus ilkesi&quot;</strong> olarak kazınmıştır. Artık d&uuml;nya biliyordu: bu millet, ne kılı&ccedil;ta ne kalemde, ne denizde ne masada asla eğilmeyecekti.</p> <p> Hudutlarımızı ve onun değişmez, vazge&ccedil;ilmez bir par&ccedil;ası olan deniz sınırlarımızı, egemenlik hakkımızla doğrudan i&ccedil;eren bu sıralı gelişmeler ve zorlu kazanımlar sonrasında, artık tam zaferi ta&ccedil;landıracağımız o b&uuml;y&uuml;k an gelip &ccedil;atmıştı. Uluslararası mahkeme koridorlarında egemenliğini ve sahip olduğu eşit hakları bizzat ispatlamış olan gen&ccedil; Cumhuriyetimizin evlatları, bu kez masada, diplomasi cephesinde, tam egemenliği geri almak i&ccedil;in topyek&ucirc;n bir m&uuml;cadeleye giriştiler. <strong>22 Haziran &ndash; 20 Temmuz 1936</strong> tarihleri arasında s&uuml;ren, her satırı meşakkatle, sabırla, azimle &ouml;r&uuml;len &ccedil;abanın sonucunda; <strong>29 madde, 4 ek ve bir protokolden</strong> oluşan Montr&ouml; Boğazlar S&ouml;zleşmesi, şanlı ve hakkımız olan ama&ccedil;larımıza tam uygun şekilde, tarihe altın harflerle yazılarak imzalandı.</p> <p> İmza gecesi, şanlı ordumuzun <strong>30.000 mensubu</strong>, sessiz fakat kararlı adımlarla Boğazlar b&ouml;lgesine girdi &mdash; bu, sadece askeri bir hareket değil, bir milletin, kendi &ouml;z vatanının kalbine, kendi elleriyle, kendi bayrağıyla yeniden ve sonsuza dek sahip &ccedil;ıkışının, egemenliğin fiilen teslim alınışının &ouml;l&uuml;ms&uuml;z sembol&uuml;yd&uuml;. <strong>15 Ağustos 1936</strong> tarihiyle birlikte yeni rejim fiilen uygulamaya konuldu; Boğazların askeri savunması ve idaresi, tartışmasız ve kayıtsız şartsız tamamen T&uuml;rkiye&#39;ye ge&ccedil;ti. Ge&ccedil;ici bir d&uuml;zenleme olarak kurulduğu bizzat tescillenen o uluslararası Boğazlar Komisyonu, tarihin tozlu sayfalarına, bir daha geri d&ouml;nmemek &uuml;zere g&ouml;m&uuml;ld&uuml;.</p> <p> S&ouml;zleşme i&ccedil;in &ouml;ng&ouml;r&uuml;len s&uuml;re yaklaşık <strong>20 yıl</strong> olsa da ge&ccedil;iş serbestliği ilkesi s&uuml;resiz kılınmıştı &mdash; sanki tarih, bu zaferin sıradan bir anlaşma olmadığını, &ccedil;ağları aşacak bir mirasa d&ouml;n&uuml;şeceğini o g&uuml;n &ouml;nceden biliyordu. G&uuml;n&uuml;m&uuml;ze gelindiğinde, şanlı <strong>90. yılını</strong> gururla kutladığımız bu s&ouml;zleşme h&acirc;l&acirc; dimdik, h&acirc;l&acirc; y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte; tarihin en uzun &ouml;m&uuml;rl&uuml; uluslararası anlaşmalarından biri olma şerefine nail olmuş, olmaya da sonsuza dek devam edecektir. Nitekim daha d&uuml;n denecek kadar yakın bir tarihte, 2022&#39;de, kıtamızın doğusunda savaş r&uuml;zg&acirc;rları eserken, bu aziz s&ouml;zleşmenin h&uuml;k&uuml;mlerine dayanarak Boğazlarımızı savaşan tarafların gemilerine kapatan yine bu millet olmuştur &mdash; Montr&ouml;, 90 yıl sonra bile, bir k&acirc;ğıt par&ccedil;ası değil, diri ve keskin bir egemenlik kılıcı olarak elimizdedir.</p> <p> İlk olarak <strong>14 Haziran 2006</strong>&#39;da d&uuml;zenlenen bir sempozyumda cesurca dile getirilen Mavi Vatan fikri, bug&uuml;n artık bir s&ouml;ylem olmaktan &ccedil;ıkmış; milletin iliklerine işlemiş, kalıcılığı tartışılmaz, vazge&ccedil;ilmez milli bir dava haline gelmiştir. Bozkurt&#39;un karanlık ve acı sularında başlayan o hukuk m&uuml;cadelesi, bug&uuml;n Karadeniz&#39;den Ege&#39;ye, Ege&#39;den Doğu Akdeniz&#39;e kadar uzanan, t&uuml;m mavi hudutlarımızda kesintisiz s&uuml;rd&uuml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bu b&uuml;y&uuml;k davaya kadar uzanmıştır. Egemenliğimizin en kesin, en sarsılmaz anahtarı olarak Montr&ouml; S&ouml;zleşmesi ile kalbimize kazıdığımız bu egemenlik hakkıyla Boğazlar, Denizcilik &uuml;lk&uuml;m&uuml;z&uuml;n tartışılmaz, hi&ccedil;bir bedelle vazge&ccedil;ilmeyecek, en kritik ve en kıymetli m&uuml;cevheri olmuştur &mdash; &ouml;yle de kalacaktır, ilelebet.</p> <p> Bu vesileyle, <strong>GEMİMO Y&ouml;netimi</strong> olarak; ulusumuzun y&uuml;r&uuml;rl&uuml;kte olan en değerli, en onurlu denizcilik s&ouml;zleşmesinin 90. yılını, y&uuml;reğimizin en derin k&ouml;şesinden gelen bir gururla, coşkuyla ve ş&uuml;kranla kutluyoruz. Bunu yapmak, ge&ccedil;mişimize duyduğumuz sonsuz ş&uuml;kranın, geleceğe bıraktığımız emanetin bir gereği, kutsal bir g&ouml;revimizdir. Bilinsin ki, mavi hudutlarımızdaki bu kutlu n&ouml;bet, d&uuml;n nasıl Bozkurt gemisinin seyrettiği sularda, Lozan&#39;ın masasında, Montr&ouml;&#39;n&uuml;n salonlarında canla başla tutulduysa; bug&uuml;n de yarın da aynı ateşle, aynı inan&ccedil;la, emin ellerde, kesintisiz ve tavizsiz s&uuml;rd&uuml;r&uuml;lecektir.</p> <p align="right"> <strong>GEMİMO Y&ouml;netim Kurulu</strong></p> <p> &nbsp;</p> <p> &nbsp;</p> <p> &nbsp;</p>

20 Temmuz 2026 / gemimo.org